Dirilişin Toprağı SÖĞÜT -5-
Türkiye’yi buluşturdu
Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Söğüt Şenlikleri’nde bu yıl ilk defa Türkiye’nin tarihi ve kültürel geçmişi olan iller sergi açtı. İstanbul başta olmak üzere, Bursa, Edirne, Konya, Amasya, Van, Diyarbakır, Kütahya, Kayseri, Trabzon, Bilecik, Muş, Bitlis, Manisa gibi illerimizin katıldığı sergide, tarihten bugüne devam eden Osmanlı kültürünün sürekliliği gözler önüne serildi.
Bu illerimiz Osmanlı’nın özellikle önem verdiği, şehzadelerini vali olarak gönderdiği illerimiz. Her ilimizin standlarını tek tek ziyaret ederek, kültürel birikimlerini gördük ve haklarında bilgi aldık. Trabzon, Osmanlı şehzadelerinden valilik yapanları öne çıkarırken, Kayseri Mimar Sinan’ın heykelini öne çıkarıyordu. Amasya da, bir şehzadeler şehri olarak dikkat çekiyor ve şehzadelerin yaptırdıkları eserlerin fotoğrafları ile beraber, yaşayan gelenekleri ziyaretçilere gösteriyordu. Mevlana diyarı Konya, son yıllarda hızlanan Destegül Sanat Evi tarafından açılan Türk-İslam sanatları ile ilgili kurslarda yapılan eserlerle sergiye katılmıştı. Hat, tezhib, minyatür ve ebruların yer aldığı Konya standı, ziyaretçilerin en çok ilgisini çeken standlar arasındaydı.
Şeyh Edebali’nin yurdu
Bilecik, Osmanlı Devleti’nin manevi kurucusu Şeyh Edebali Hazretleri’nin tekkesini kurduğu ve medfun bulunduğu küçük bir ilimiz. Bugün nüfusu 20 bin olan ilimizin standında dikkat çeken en önemli güzellik Zühal Uçaroğlu’nun eşi Eyüp Uçaroğlu ile birlikte yaptığı ve Osmanlı’nın 700. Yılı’nı anlatan minyatür çinileriydi. Merkezde Osman Gazi’nin rüyasını anlatan minyatür ve etrafında devletin kuruluşu, fetihleri, üç cihana yayılışını tasvir eden minyatürler yer alıyordu. 7 çini, 700. yılı ifade ediyordu. Zühal Uçaroğlu’nun yine çini üzerine yaptığı Bilecik haritası da bir sanat eseri olarak dikkatleri çekiyordu.
Serginin en dikkat çekici şehirlerinden biri Diyarbakır idi. Dünyanın sanat eseri olarak en uzun surlarına sahip Diyarbakır, bu surların maketini yapmayı da ihmal etmemişti. Diyarbakır surlarının maketinin içinde Diyarbakır’daki tarihi eserlerin maketleri de yer alıyordu. Diyarbakır, ayrıca şehirdeki tarihi-kültürel konularla ilgili kitaplar ve salnameleri ziyaretçilere hediye ediyordu.
Kütahya ve Ahmed Yakuboğlu
Çini diyarı Kütahya’nın standında, bu tarihi sanatımızın son yıllardaki en güzel örnekleri yer alıyordu.
Kütahya’nın Osmanlı döneminde Anadolu Beyberbeyliği’nin merkezi olduğunu gösteren bir harita büyük ilgi görüyordu. Kültür Müdürü Sadettin Koşar, Kütahya’nın tarihi eserlerini ve geleneklerini yaşatmak üzere büyük bir hamle başlattıklarını, bu çerçevede Ahmed Yakuboğlu’nun evini restore ettiklerini anlattı. Sadettin Koşar, Ahmed Yakuboğlu’nun yaşayan Osmanlı Beyefendisi olduğunu ve onun eserlerine her zaman sahip çıkacaklarını belirtti.
Osmanlı’nın ilk payitahtlarından Bursa, şehirlerin dervişi olduğunun şuurunda idi. İznik çinilerini öne çıkaran ve çini çalışmaları yapan sanatçılarını da sergiye davet eden Bursa İl Kültür Müdürü, İznik çinilerinin aslına uygun olarak yeniden üretilmesi çalışmalarını yürüten “İznik Eğitim Vakfı”na destek verdiklerini söyledi.
Bugün fazla gündemde olmayan, kendi dünyalarında yaşayan iki güzel ilimiz de sergideki yerlerini almıştı: Bitlis ve Muş. Pek fazla tanınmayan iki ilimizin aslında tarihi manada ne kadar zengin oldukları, geleneklerinin ne kadar canlı olduğu bu sergilerde gözler önüne seriliyordu. Daha çok fotoğraflarla desteklenen sergiler, bu illerimizdeki tarihi eserlerin sanat değerini ve bugünkü durumlarını anlatması bakımından da önemliydi.
Cihanın Payitahtı: İstanbul
Serginin girişi ve eserleri bakımından en çok dikkat çeken standı şüphesiz İstanbul idi. Revaklı bir girişle süslenen İstanbul standında ziyaretçiler, Hacı Bekir Lokumu ve İstanbul şarkıları ile karşılanıyordu. Lale Devri’nin Büyük şairi Nedim’in ifadesiyle İstanbul’un vefasız güzelleri de sergide arz-ı endam ediyorlardı. Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nin gayretleriyle hazırlanan sergide, İstanbul’un eski ve yeni güzelliklerinden, yaşayan ve yok olan geleneklerinden örnekler görmek mümkündü. Serginin maksadı, sanki İstanbul’un hâlâ bir “cihan pâyitahtı” olduğunu isbat etmekti.
|
|
|